Yüce Allah, bütün kâinatı ve biz insanları
yoktan var etmiş, dünya hayatımızı devam ettirebilmemiz için gerekli olan bütün
nimetleri de yaratmıştır. Bizleri bu nimetlerle rızıklandırmıştır. Bu rızıkları
bizlere bahşeden Yüce Allah’tır. Kur’an-i Kerim’de bu konuda şöyle
buyrulmaktadır:
“Doğrusu zengin eden
de, varlıklı kılan da O’dur”. Necm
su.53 / 48. Başka bir ayette ise ;
“ Biz sizi yeryüzünde
yerleştirdik ve orada size geçimlik verdik.” A’raf su.7/10.
“Ben onlardan rızık
istemiyorum; Beni doyurmalarını da istemiyorum. Rızıklandıran da sağlam gücün
sahibi olan da Allah’tır.” Zariyat
su.51 757.
“Allah size vermiş
olduğu rızkı kesiverse, size rızık verecek başka kim vardır” Mülk su.67/ 21
“Allah’tan başka
taptıklarınızın size rızık vermeğe güçleri yetmez.” Ankebut su. 29/ 17.
“Nice canlılar
vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkını
Allah verir.”
Ayet-i Kerimelerde
belirtildiği gibi rızkımızı veren Yüce Allah’tır. Bu rızıklarımızı elde etmemiz
için, çalışıp çabalamamız gerekmektedir. Gayret bizden, rızık Allah’tandır.
İslam’da yan gelip yatmak, başkasının sırtından geçinmek yoktur. Hem dünyamız,
hem de ahretimiz için çalışmalıyız. Dünyayı kazanmak için ahreti, ahreti
kazanmak için dünyayı terk etmek yoktur. “Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya
için, yarın ölecekmiş gibi de ahretimiz için çalışmalıyız.” Müslüman; din,
dünya ayırımı yapmadan iki cihan saadeti için durmadan, yorulmadan çalışmalıdır.
İslam’a göre, el emeği, alın teri ve göz nuru, helal kazanç mübarektir ve
kutsaldır. Yüce Allah, çalışan kimsenin el emeğini zayi etmez, rızkını verir.
Çalışan her zaman kazanır.
“Kudret ve
iradesiyle yaşadığım Allah’a yemin ederim ki, sizden birinin ipini alıp dağa
giderek odun toplaması sonra sırtına yüklenip getirerek satıp parasını yemesi,
onun için bir şey verip vermeyeceği belli olmayan insanlardan dilenmesinden daha
hayırlıdır. Ve bir toprak parçası alıp ağzına koyması, onu için haram bir şeyi
ağzına koymasından daha hayırlıdır.” [1]
Yine Ebu Hüreyre
(ra)’nın naklettiğine göre, Peygamber (sav) Efendimiz şöyle
buyurmuştur:
“İnsanlar üzerine
öyle bir zaman gelecek ki, kişi elde ettiği şey (mal) helalden mi, haramdan mı,
buna hiç önem vermeyecektir.” [2]
İbn Ömer (ra)’den
Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Dünya yeşil ve taze
meyve gibi tatlıdır. Kim orada helalinden mal kazanır ve bunu meşru yollara
harcarsa Allah ona sevap verir ve onu cennetine koyar. Kim de dünyada haram
yollardan mal kazanır ve onu gayri meşru yerlere sarf ederse, Allah onu
cehenneme koyar…” [3]
“Haram ile beslenen
bir beden cennete giremez.” [4]
Cabir b. Abdullah
(ra)’dan, Resulullah (sav) şöyle buyurdu.
“Ey İnsanlar!
Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı helal ve güzel yoldan isteyin. Hiç kimse
Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı geç de olsa elde etmeden ölmeyecektir.
Öyleyse Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı helal yoldan isteyin. Size helal
olanı alın ve haram olanı terk edin, almayın!” [5]
Ebu Hümeyd es Saidi
(ra)’dan, Resulullah (sav) şöyle buyurdu:
“Dünya malını talep
etmekte dikkatli ve güzel davranınız! Çünkü herkes kendisi için yaratılmış olan
dünyalığa müyesser yani kazanmaya hazırlanmış durumdadır.” [6]
Peygamber (sav)
Efendimiz, Sa’d b. Ebi Vakkas (ra)’a yaptığı tavsiyede şöyle
buyurmuştur:
“Allahın rızasını
kazanmak için vereceğin her nafaka, hatta hanımının ağzına koyduğun her lokma,
sana sevap kazandırır.” [7]
“Bakmakla yükümlü
olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.” [8]
Bir gün Peygamber (sav) Efendimiz, ashabı ile
otururken, güçlü ve heybetli bir adamın geçtiğini görürler. Orada oturanlardan
bazıları,”Ey Allah’ın Elçisi! Keşke bu kimse gücünü Allah yolunda kullansa!”
diye temennide bulunur. Bunun üzerine Allah Resulü (sav), “Eğer bu kimse
çocuklarının geçimi için çalışıyorsa, Allah yolundadır. Eğer yaşlı ana babasının
ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyorsa Allah yolunda hizmettir. Eğer kendi
izzet ve erdemi için çalışıyorsa, onun yaptıkları yine Allah yolundadır. Fakat
riya ve gösteriş için çalışmaya koyulursa, işte o zaman o, şeytanın
yolundadır”. [9]
Buyurdular.
Ebu Hüreyre
(ra)’dan, Resulullah (sav), zenginlik konusunda şöyle buyurmuştur:
“Zenginlik, mal
çokluğu değildir. Asıl zenginlik, gönül tokluğudur.” [10]
“Âdemoğlunun bir vadi
dolusu malı olsa, bir vadi dolusu daha olmasını arzu eder. Âdemoğlunun gözünü
ancak toprak doldurur.”. [11]
“Kazancı helal, içi
düzgün, dış görünüşü güzel ve insanlara zararı dokunmayan kimselere müjdeler
olsun. İlmiyle amel eden, fazla malını hayır yolunda harcayan ve lüzumsuz
konuşmayan kimselere de müjdeler olsun.” [12]
Ebu Sa’id el-Hudri
(ra)’den rivayet edildiğine göre, Peygamber (sav) Efendimiz şöyle
buyurdu:
“Kim helal yer,
sünnete uygun amel yapar ve insanlar kötülüğünden emin olursa cennete girer”
buyurdu. Ashap:
-“Ya Resulellah!
Böyle kimseler bugün ümmetinin içerisinde çoktur” dediler. Peygamber (sav):
-“ Benden sonraki
asırlarda da böyle kimseler olacaktır” buyurdu. [13]
Enes b. Malik (ra)
Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Âdemoğlu kıyamet
gününde uysal bir kuzu gibi Allah’ın huzuruna getirilir. Allah (cc)
ona:
-“Sana mal verdim,
ihsanda bulundum ve nimetler verdim, onları ne yaptın? Der. O:
-“Ya Rabbi onları
biriktirdim, çoğalttım ve onları olduğundan daha fazla olarak dünyaya bıraktım.
Beni dünyaya geri döndür, onları sana getireyim” der. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona:
-“Bana ahiretin için
önceden gönderdiğin güzel amelleri göster” buyurur. O da yine:
-“Ya Rabbi! Mal
biriktirdim, çoğalttım ve onları olduğundan daha çok olarak dünyada bıraktım.
Beni dünyaya geri döndür, onları sana getireyim” der. Görülür ki kul hayır namına hiçbir şey
yapmamıştır. Bu sebeple cehenneme sevk edilir.” [14]
Bir gün Peygamber (sav)
Sahabe-i kirama şöyle buyurdular:
“Öyle günahlar vardır
ki, onlara ne namaz, ne oruç, ne de hac kefaret olabilir.” Sahabe-i Kiram, Efendimiz (sav) e sordular: “Peki
onlara ne kefaret olur Ya Resulellah!”. Peygamber (sav)
Efendimiz:
“Onları ancak çoluk
çocuğunun geçimini helal yoldan temin etmek için çalışmak affettirir, siler
götürür.” [15] Buyurdular. Çoluk çocuğunun nafakası için çalışmak
kişiye, ibadet gibi sevap kazandırır.
Yine bir gün Peygamber
(sav) efendimiz Sa’d b. Muaz ile yolda karşılaşır ve tokalaşırlar. Ellerinin
nasırlaşmış olduğunu görünce sebebini sorar. O çalışkan sahabe Sa’d b. Muaz da:
“Ailem, çoluk çocuğumum rızkı için çalışmaktan böyle oldu,” deyince,
Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurdular:
“İşte Allah’ın
sevdiği eller bu (çalışmaktan nasırlaşan) ellerdir” . [16]
Peygamber (sav)
Efendimiz, bizlere hem bizzat çalışarak örnek olmuş, hem de bazı sahabelere
nasıl çalışacağını öğretmiştir. Hem çalışarak bedenen göstermiş hem de
dil ile söyleyerek yönlendirmiştir.
Bir
defasında kendisinden birkaç kez bir şey isteyen fakir bir sahabe, cömert
Peygamberden karşılıksız ikramlar alarak evine dönmüştü. Yine bir gün bir şey
istemeğe geldiğinde ona, dilenmenin kötülüğünü söyledikten sonra “Evinde bir
şey yok mu?” diye sormuş, o da “ Hayır, evimde bir kap ile bir örtüden
başka bir şey olmadığını” söylemiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.)
onları getirmesini istemiş, adam da gidip getirmiştir.
Hz.
Peygamber (sav), yanındaki sahabelere onları açık artırma ile iki dirheme satmış
ve parayı adama vererek, “Bir dirhemle ailesi için yiyecek, kalan bir
dirhemle de bir ip ve balta alıp getirmesini tembih etmiştir.” Adam iple
baltayı getirince, “gidip ormandan odun toplamasını ve pazarda satmasını
öğütlemiş ve kendisine on beş gün mühlet vermiştir.” On beş gün sonra
adamın on dirhem kazanarak geri döndüğü görülmüştür. Ekmek parası kazanmayı
öğrendiğini gören Resulullah (sav), ona şu çarpıcı öğüdü
verdi:
“Bu
şekilde çalışarak başkalarına muhtaç olmadan geçinmen, senin için, kıyamet
gününde yüzünde dilencilik lekesi ile gelmenden daha
hayırlıdır.” [17]
Peygamber
(sav) Efendimiz, bu uygulaması ile sahabelere eşsiz bir hayat dersi vermiştir.
”Balık yemeği değil, balık tutmayı öğreten” Çarpıcı bir derstir.
Dilenmeye değil, çalışmaya teşvik etmiştir.
Hz. Aişe (ra’ dan
rivayet edildiğine göre, Peygamber (sav) Efendimiz şöyle
buyurmuştur:
“Muhakkak ki,
yediğinizin en temizi, kendi kesbinizden olanıdır. Muhakkak ki, evlatlarınızda
kendi kesbinizdendir. [18]
Kendinizin, el emeği, alın teri ve göz nurudur yediğiniz helal
lokmalar.
Ustad Necip Fazıl Kısakürek bu konuda ne güzel
söylemiştir.
“Helal ile
beslersen çocuğunu, “Hürmet” ile öder borcunu,
Haram ile
beslersen o’nu, “Hakaret” ile öder borcunu.”
N.Fazıl
Kısakürek.
Mikdam (ra)’dan rivayet
edilmiştir, Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Kesinlikle hiç kimse
elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah’ın Peygamberi Davut
(as) da kendi elinin emeğini yiyordu”. [19]
Peygamber (sav)
Efendimize sormuşlar: “ En temiz, helal kazanç hangisidir?” diye, O
(sav), şucevabı veriştir: “Kişinin kendi elinin emeği, bir de dürüst yapılan
ticaret kazancıdır”. [20]
Allah’ın gönderdiği
Peygamberlerden her biri, yaşadığı memleketin şartlarına ve imkânlarına göre
birer meslek sahibiydiler. Hz. İdris (as) terzilikle, Hz Nuh (as) ve Hz.
Zekeriya (as) marangozlukla, Hz. İbrahim (as), Hz. Hud (as) ve Hz. Salih (as)
ticaretle, Hz. Eyüp (as) ise çiftçilikle uğraşarak kimseye yük olmadan kendi
rızkını temin etmenin en güzel örnekleri olmuşlardı. Hükümranlığını yaptığı
devletin gelirleri ile geçinmeyi uygun görmeyen Hz. Davud (as), usta olduğu
demircilik mesleğinde demiri hamur gibi yoğurup şekil vermek suretiyle, zırh
yaparak geçimini sağlamıştı. [21] Hz.
Musa (as) ve Hz. Muhammed gibi sürü otlatan Peygamberler vardı. Aslında her Nebi
hayatının belli döneminde hayvanlarla uğraşmış, çobanlık
yapmıştır.
Bir gün Sevgili
Peygamberimiz (sav); “Allah’ın gönderdiği her Peygamber koyun gütmüştür”
deyince, yanında bulunan sahabeler, “ Ya Sen? ” diye sormuşlar. Peygamber
(sav) Efendimiz:
“Evet, ben de bir
miktar ücret karşılığında Mekkelilerin koyunlarını güttüm” cevabını
vermiştir. [22]
Gençlik yıllarında
ticaretle meşgul olan Peygamber (sav) Efendimizin bu açıklaması, belki de
Peygamberlerin sade ve mütevazı insanlar olduklarını vurgulamak içindir.
Peygamber olsalar dahi, kendilerinin ve ailelerinin geçimini temin etmek için
çalışmaları ve başkasına el açmamak, boyun eğmemek, zorluklar ve sıkıntılar
karşısında sabırlı olunması gerektiğini bizlere yaşayarak göstermişlerdir. [23]
Helalinden kazanmak
konusunda yine Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle
buyurmuştur:
“Helalinden kazanan
kimse, Allah’ın sevgili kuludur”.
[24]
Abdullah ibn Mes’ud
(ra)’dan, Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurdu:
- “Allah’tan hakkıyla
hayâ ediniz”. Biz dedik ki: “Ya Resulellah! Elhamdülillah biz hepimiz
hayâ ediyoruz”. Bunun üzerine Peygamber (sav) Efendimiz:
“Hayâ bu değildir.
Allah’tan hakkiyle hayâ etmek, başı ve hatta başta bulunan (akıl, göz, kulak ve
ağız) ı haramlardan korumandır. Karın ve karında bulunan mideyi haramlardan
korumandır. Ölümü ve her şeyin yok olacağını hatırlamandır. Kim ahreti
hatırlarsa dünyanın ziynetini terk eder. İşte kim bunu yaparsa, Allah’tan
hakkıyla hayâ etmiş olur” buyurdu.
[25]
Yüce Dinimiz İslam,
insanlar arasında haksızlığa neden olan ve toplumun temel değerlerine zarar
veren hırsızlık, gasp, kumar, rüşvet, tefecilik, karaborsacılık ve alışverişte
hile yapmak, eksik tartmak, eksik ve hileli mal satmak gibi her türlü haksız
kazanç yolunu yasaklamıştır. Kazanılan mal ve mülkün helal yollardan elde
edilmiş olmasına, el emeği, alın teri göz nuru ile kazanılmış olmasına büyük
önem vermiştir.
“Böbürlenip kirlenen,
böylece büyük ve Yüce Allah’ı unutan kul ne kötü kuldur. Ahiret ameli ile
dünyayı elde etmeğe çalışan kul ne kötü kuldur. Şüpheli şeylerle haramları helal
sayan kul ne kötü kuldur. Arzu ve istekleri kendisini doğru yoldan çıkartan kul
ne kötü kuldur. İstekleri kendisini küçük düşüren kul ne kötü kuldur.” [26]
Geçimini sağlamak için
çalışmanın farz bir ibadet olduğu düşüncesi ile diğer ibadetleri terk etmek
tabii ki doğru bir davranış değildir. İbadet, insanı yaratan ve ona sayısız
nimetler bahşeden Yüce Allah’a teşekkürü ifade etmek biçimidir. Bunun için
Müslüman, rabbine şükretmeli ve bu imkânları kendisine sunan Rabbine kulluğunu
ona ibadet ederek göstermelidir. Helalinden kazanmak için yaptığımız her türlü
meşru iş, Allah’ı hoşnut etmekte ve en geniş anlamda “kulluk/ibadet “ kapsamına
girmektedir. Ancak bu durum, farz olan namaz, oruç, zekât ve hac gibi özel
ibadetler ile karıştırılmamalıdır. İnanan insandan beklenen, imkânlar nispetinde
kendisini ve ailesini huzur içinde, yaşatmaya yetecek kadar çalışması, bunu
ibadet bilinciyle ve karşılığını sadece Rabbinden umarak yapmasıdır. Diğer
taraftan da Rabbi ile arasındaki kulluk bağını zedelememesidir. [27]
Yüce Allah (cc)
Kur’an-i Kerimde böyle insanlar için şöyle burmaktadır:
“Onlar, ne ticaret ne
de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten
alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir
günden korkarlar.” [28]
Hepinize helal kazanç ve
helal lokma ile bol bereketli Ramazanlar diliyorum.
Kemalettin
AKSOY
Bayburt İl
Müftüsü
[1]
Et-Terğib ve’t-Terhib 4 / 30. Ahmed b. Hanbel’ den. (I,153).
[2]
Buhari, Büyü’, 23 ( 1926); Nesai, Büyü’, 2 (4466).
[3]
Et-Terğib ve’t-Terhib 4 / 35. Beyhaki’den.
[4]
Et-Terğib ve’t-Terhib 4 / 35. İbn Hibban’dan.
[5]
İbn Mace, Ticaret, 2 (2144) ; İbn Hibban, 3239; Hakim,2134 ; Beyhaki,
10404.
[6]
İbn Mace, Ticaret,2 /225 (2144) ; Hakim, Müstedrek, 2 / 4.
[8]
Ebu Davut, Zekat, 45.
[9]
Taberani, el Mu’cemu’l- Evsat VII, 56.
[12] Et-Terğib ve’t-Terhib 4 / 27. Taberani’den.
[13] Et-Terğib ve’t-Terhib 4 / 26. Tirmizi ve Hakim’den.
[14] Et-Terğib ve’t-Terhib 4/ 23-24.
[15] Taberani, Mu’cemü’l-Evsat, 1/ 38.
[16] Ebu Davut, Büyü’. 1. Tirmizi, Büyü’, 4.
[17] Ebu Davud, Zekât, 26; İbn Mâce, Ticâreeet, 25.
[18] Ebu Davut, Büyü’ 79; Tirmizi, Ahkam, 22; Nesai,
Büyü’,1.(7,249)
[23] Hadislerle İslam, D,İşl. Bşk. 5 /39-40.
[24] Acluni, Keşfu’l-hafa, I.349.
[25] Et.Terğib ve’t-Terhib. 4/ 33. Tirmizi den.
[26] Et.Terğib ve’t-Terhib. 4/ 45.
[27] Hadislerle İslam, D.İşl. Bşk. 5/ 41-42.